ana sayfa > Genel > Yâ ebedî Cennet veya ebedî Cehennem!…

Yâ ebedî Cennet veya ebedî Cehennem!…

Cuma, 10 Tem 2009 admin yorum ekle yorumlara git

Yâ ebedî Cennet veya ebedî Cehennem!…

Çok Büyük Bir Kriz Geliyor

Dünyayı kasıp kavuran, ancak birçok ülkeye göre bizi teğet geçmesiyle bile ülkemizde birçok işyerine, kobi, fabrika, ihracat-ithalat müesseselerine zararlar veren, bazı iflâslara sebep olan bu krize, ‘rahmet okutacak büyüklükte’ bir kriz haber veriliyor.

Yaşamakta olduğumuz krizi bahane ederek, birçok kimse nice yalanlar söyledi. Rant veya çıkar sağlayabilmek için çok istismar edildi.
• Çeklerini ve senetlerini ödemediler. Çalıştırdıklarının maaşlarını geciktirerek veya hiç ödemeyerek, başka yatırımlarla sermayelerine sermaye kattılar…
Yabancı bankalar iflâs ederken her nedense Türk bankaları bu krizden çok kârlı çıktılar. Bu konu çok işlendi, çok yazıldı çizildi. Sanıyorum herkes bu konuda çok daha geniş bilgilere ve tecrübelere sahip oldu.
Bu nedenle ben bu krizden değil de, gelecekte ‘mutlaka yakalanacağımız mukadder olan’ çok büyük bir krizden bahsedeceğim.

Önce şu ‘Dünya hayatını’ bir tanımlayalım:
a.) Âhiret’in bir nevi tarlası, yani imtihan yeri yâda ticaret yeri. (Ne ekersen onu biçeceksin.)
b.) Esma-i İlâhinin tecelli ettiği yer. (Allahın c.c. eserlerinin ve esmasının sergilendiği yer, yani büyük fuar.)
c.) Oyun, eğlence ve oyalanıp durma yeri. (İnançsızlar açısından yapılan tanımlama böyle.)
..diye üç şekilde tanımlanmaktadır.
A ve b şıkları tamamıyla gerçektir, c şıkkı ise zan ve mutlak yanılgıdan ibarettir.
Bu ‘c’ şıkkını sadece mükellefiyetlerden kurtulmak isteyenler benimserler. Deve kuşu gibi a ve b şıklarını görmek, duymak, inanmak ve bilmek istemezler.
Fakat bu istememek ve inanmamak, zerre kadar engel tanımayan o ‘ahirete doğru akışı’ asla durdurmaz ve değiştirmez.
Her gün 300 000 kişi, bu imtihan alanındaki süresini tamamlar ve âhiret âlemine sevk edilir. Eli boş veya dolu!…

İşte bütün mesele burada düğümlenmektedir.
• “Gerçek şu ki; siz, şu peşin dünya hayatına çok düşkünsünüz. Onun için ahireti terk edip durursunuz.” (Kıyamet suresi, 20-21. Ayetler.)
• “Şu insanlar, bu peşin dünya hayatını arzulayıp, önlerinde kendilerini bekleyen o ağır günü ihmal ediyorlar.” (İnsan suresi, 27. Ayet.)
Bu iki âyet, insanın dünya ve ahiret konusundaki psikolojisini ortaya koyuyor.
Dünya, insanın önünde duran bir gerçek varlık. Elle tutuyor, gözle görüyor ve içinde yaşıyor. Her adımında alış veriş halinde bulunduğu müşahhas bir ortam. Kârı ve zararı onunla iç içe. İlmi ve tecrübesi nispetinde yararlanıyor. Dünyanın tesirlerini canında, ruhunda hissediyor. Onun için de ona düşkünlüğü normal sanılıyor. Kur’anda yukarıdaki ayetlerde bu tespit çok net yapılıyor.
• Ahiret ise gözle görülmüyor, elle tutulmuyor. Gidip gelen yok. İnsan hayatına nasıl etkide bulunduğuna dair cana dokunan bir bilgi de yok gibi gözüküyor. O zaman insanın gündemine de pek girmiyor…
“Âhiret’e gidip de gelen mi var?” Gibi bir mazeretimiz de yok aslında. Çünkü merhameti sınırsız olan yüce Rabbimiz, insanlık içinden en seçkinini s.a.v., o âleme ait bir binek ile zaman ve mekân sırlarını da kaldırarak ahiret âlemini gezdirmiş. Cennet ve Cehennem manzaralarını seyrettirmiş. Sonra da ‘gördüklerini, bütün kullarına anlatması için’ tekrar dünya âlemine göndermiştir. Miraç gecelerinde bu konu tüm çıplaklığı ile anlatılmaktadır.
Bütün bunlara rağmen insan; Kendisinin niçin yaratıldığını da, dünyanın geçiciliğini de, ahiret gibi hiç bitmeyecek bir hayatın varlığını da, orada verilecek çok çetin hesabı da unutuveriyor. Fakat bu unutmanın hiçbir mazereti olamaz. Çünkü bunları araştırması, öğrenmesi, bilmesi ve hazırlanması için kendisine AKIL verilmiş…

Eğer dünyevî krizler bunları unutturuyor ise çok daha büyük bir KRİZ bizi bekliyor.
Eğer ‘Dünyevi krizler’ hayatını dayanılmaz hale getiriyorsa, ‘Ahiret krizleri’ ile baş etmenin çok daha zor olduğunu düşün…
• O çetin gün gelecek ve dünya hayatı tüm insanlar için sona erecek.
Ahiret için yatırım yapmışsan eğer, alıcı bulmamak gibi bir problemle karşılaşmayacaksın. Allah c.c. mal ve can açısından gösterilen tüm fedakârlıkları, karşılığında cenneti vermek üzere satın alacağını Kur’ân-ı Kerimde vaad ediyor.
Üretip de satamama ve elinde kalma kaygısı taşıma. Çünkü orada sonsuz hazineleri bulunan yüce bir alıcı (c.c.) bulacaksın.
Üstelik dünyada yaptığın olumlu davranışlar en hakiki değerini bulacak. Zerre miktarı haksızlıkla karşılaşmayacaksın. ‘CENNET’ sözcüğü, senin içinde hangi erişilmez güzellikleri çağrıştırıyorsa, işte onları bulacaksın orada…

• Buna karşılık, yaptığın yanlışların da herhangi bir yolla, bir kalem oynatarak, rüşvetle veya birisinin aklını çelerek gözlerden saklanabileceğini hatırından bile geçirme. Çünkü zerre kadar kötülük de karşılığını bulacak. (99. Sure 7.-8. Ayetler.)
Hile, hurda, kabadayılık, rüşvet, torpil veya haksızlık söz konusu değil mahşer ortamında. İnkâr etmeyi düşündüğün an, ellerin, ayakların ve tüm uzuvların dile gelerek aleyhine şahitlik edecekler.
Cümle âlemin içinde “..âahhh keşke yok olsaydım, keşke hayvan olsaydım da buraya getirileceğime toprak olsaydım, keşke dünyadayken ben de inananlardan olsaydım” diye kahrolacak burada tedbir almayan insan… (Bknz.: Nebe suresi son ayetler.)
İşte bu mahkeme-i Kübra’dan sonra karşımıza sadece iki netice çıkacak.
• Yâ ebedî Cennet veya ebedî CEHENNEM!…
Eğer bize “..ey nefsini tüm kötülüklerden korumuş (falan kişi) Rabbin senden râzı, sen de Rabbinden râzı olarak HAYDİ GİR CENNETİME” denilmeyecek ise işte EN BÜYÜK KRİZ o zaman başlayacak… (Bkz.: 89. Sûre, 27, 28, 29, 30. Âyetler.)
• Yüce Rabbimiz her birimizi, bu büyük krizi düşünüp tedbir alanlardan eylesin ve bu büyük krizin dehşetinden hepimizi muhafaza etsin. (Âmin.)

Moralhaber.net yazarı Raif Öztürk’ün yazısı

Popularity: 1% [?]

Categories: Genel
  1. şimdilik yorum yok.
Kapat
E-posta ile paylaş